TAHA Suresi Oku, TAHA Suresi Dinle, TAHA Suresi Kuran Meallerini Kıyasla

TAHA Suresi Türkçe Kuran Meallerini Oku, TAHA Suresi Dinle, TAHA Suresi için tüm mütercimlerin Kuran Meallerini Kıyasla, TAHA Suresi Arapça yazılışı ve TAHA Suresi ile ilgili Hidayeti Gizleyenler Raporlarımız aşağıda listelenmiştir.

TAHA Suresi Oku, TAHA Suresi Dinle, TAHA Suresi Kuran Meallerini Kıyasla

TÂHÂ Suresi Dinle



TAHA Suresi Türkçe Kuran Meallerini Oku, TAHA Suresi Dinle, TAHA Suresi için tüm mütercimlerin Kuran Meallerini Kıyasla, TAHA Suresi Arapça yazılışı ve TAHA Suresi ile ilgili Hidayeti Gizleyenler Raporlarımız aşağıda listelenmiştir.
Mekke döneminde inmiştir. 135 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan harflerden almıştır.
www.kuranmeali.info, Kur'an hakikatlerini Kur'an'ın ruhuna uygun olarak size ulaştıran ve bu konudaki bütün yanlışlıkları düzelten tek sitedir.
Sureler
Mealler

TÂHÂ Suresi Kuran Meali

طه ﴿١﴾
20/TÂHÂ-1 (Meâlleri Kıyasla): Tâ, hâ.
Tâ, Hâ.
مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى ﴿٢﴾
20/TÂHÂ-2 (Meâlleri Kıyasla): Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ.
Kur’ân’ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik.
إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى ﴿٣﴾
20/TÂHÂ-3 (Meâlleri Kıyasla): İllâ tezkiraten li men yahşâ.
Huşû sahiplerine zikir (öğüt) olsun diye.
تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى ﴿٤﴾
20/TÂHÂ-4 (Meâlleri Kıyasla): Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.
Arzı ve yüksek semaları yaratan tarafından indirilmiştir.
الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى ﴿٥﴾
20/TÂHÂ-5 (Meâlleri Kıyasla): Er rahmânu alâl arşistevâ.
Rahmân arşın üzerine istiva etti.
لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى ﴿٦﴾
20/TÂHÂ-6 (Meâlleri Kıyasla): Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.
Semalarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O’nundur.
وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى ﴿٧﴾
20/TÂHÂ-7 (Meâlleri Kıyasla): Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.
Ve sen, sözü açıklasan da (açıklamasan da) muhakkak ki O, gizliyi ve daha gizliyi (ve en gizliyi) bilir.
اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى ﴿٨﴾
20/TÂHÂ-8 (Meâlleri Kıyasla): Allâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul esmâul husnâ.
Allah ki, O’ndan başka İlâh yoktur. En güzel isimler, O’nundur.
وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى ﴿٩﴾
20/TÂHÂ-9 (Meâlleri Kıyasla): Ve hel etâke hadîsu mûsâ.
Sana Musa (A.S)’ın haberi geldi mi?
إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى ﴿١٠﴾
20/TÂHÂ-10 (Meâlleri Kıyasla): İz raâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alân nâri hudâ(huden).
Bir ateş gördüğü zaman ailesine şöyle demişti: “Durup bekleyin! Muhakkak ki ben, bir ateş gördüm. Belki ondan, size bir kor (nur) getiririm veya ateşin üzerinde (nurun yanında) hidayeti bulurum.”
فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَا مُوسَى ﴿١١﴾
20/TÂHÂ-11 (Meâlleri Kıyasla): Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
Böylece oraya (ateşin (nurun) yanına) geldiği zaman “Ya Musa!” diye nida olundu.
إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى ﴿١٢﴾
20/TÂHÂ-12 (Meâlleri Kıyasla): İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyke, inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).
Muhakkak ki Ben, Ben senin Rabbinim. Şimdi pabuçlarını çıkar. Şüphesiz sen, mukaddes vadi Tuva’dasın.
وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى ﴿١٣﴾
20/TÂHÂ-13 (Meâlleri Kıyasla): Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.
Ve Ben, seni seçtim. Öyleyse vahyolunan şeyi dinle!
إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي ﴿١٤﴾
20/TÂHÂ-14 (Meâlleri Kıyasla): İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.
Muhakkak ki Ben, Ben Allah’ım. Benden başka İlâh yoktur. Öyleyse Bana kul ol ve Beni zikretmek için namazı ikame et!
إِنَّ السَّاعَةَ ءاَتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى ﴿١٥﴾
20/TÂHÂ-15 (Meâlleri Kıyasla): İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â.
Muhakkak ki o saat (kıyâmet saati), gelecektir. Bütün nefslere (herkese), çalışmalarının karşılığının (ceza veya mükâfatlarının) verilmesi için neredeyse onu, Kendimden bile gizleyeceğim.
فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى ﴿١٦﴾
20/TÂHÂ-16 (Meâlleri Kıyasla): Fe lâ yasuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.
Öyleyse ona (kıyâmet saatine), inanmayanlar ve hevesine (nefsinin afetlerine) tâbî olanlar, sakın seni ondan (kıyâmet gününe îmân etmekten) alıkoymasın. O taktirde sen (de) helâk olursun.
وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَا مُوسَى ﴿١٧﴾
20/TÂHÂ-17 (Meâlleri Kıyasla): Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ.
O sağ elindeki nedir, ey Musa?
قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى ﴿١٨﴾
20/TÂHÂ-18 (Meâlleri Kıyasla): Kâle hiye asâye, etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ.
“O benim asamdır, ben ona dayanırım (yaslanırım). Ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim. Benim için onda, daha başka menfaatler (faydalar) da vardır.” dedi.
قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى ﴿١٩﴾
20/TÂHÂ-19 (Meâlleri Kıyasla): Kâle elkıhâ yâ mûsâ.
(Allahû Tealâ): “Ey Musa, onu at!” dedi.
فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى ﴿٢٠﴾
20/TÂHÂ-20 (Meâlleri Kıyasla): Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.
Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden (koşan) bir yılan olmuştu.
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى ﴿٢١﴾
20/TÂHÂ-21 (Meâlleri Kıyasla): Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehâl ûlâ.
“Onu al ve korkma! Onu ilk suretine (durumuna) döndüreceğiz.” dedi.
وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى ﴿٢٢﴾
20/TÂHÂ-22 (Meâlleri Kıyasla): Vadmum yedeke ilâ cenâhıke tahruc beydâe min gayri sûin âyeten uhrâ.
Elini, (koynunun) yan tarafına koy (sok). Başka bir âyet (mucize) olarak, kusursuz (lekesiz) ve beyaz (nurlu) olarak çıkar.
لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى ﴿٢٣﴾
20/TÂHÂ-23 (Meâlleri Kıyasla): Li nuriyeke min âyâtinâl kubrâ.
Büyük âyetlerimizden (mucizelerimizden) birini, sana göstermemiz içindir.
اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى ﴿٢٤﴾
20/TÂHÂ-24 (Meâlleri Kıyasla): İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
Firavuna git! Çünkü o, azdı.
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي ﴿٢٥﴾
20/TÂHÂ-25 (Meâlleri Kıyasla): Kâle rabbişrah lî sadrî.
(Musa A.S): “Rabbim benim göğsümü şerhet (yar, aç).” dedi.
وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي ﴿٢٦﴾
20/TÂHÂ-26 (Meâlleri Kıyasla): Ve yessir lî emrî.
Ve bana işimi kolaylaştır.
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي ﴿٢٧﴾
20/TÂHÂ-27 (Meâlleri Kıyasla): Vahlul ukdeten min lisânî.
Ve dilimden düğümü (peltekliği) çöz.
يَفْقَهُوا قَوْلِي ﴿٢٨﴾
20/TÂHÂ-28 (Meâlleri Kıyasla): Yefkahû kavlî.
Sözlerimi idrak etsinler.
وَاجْعَل لِّي وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِي ﴿٢٩﴾
20/TÂHÂ-29 (Meâlleri Kıyasla): Vec’al lî vezîren min ehlî.
Ve ailemden bana bir yardımcı kıl.
هَارُونَ أَخِي ﴿٣٠﴾
20/TÂHÂ-30 (Meâlleri Kıyasla): Hârûne ahî.
Kardeşim Harun.
اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي ﴿٣١﴾
20/TÂHÂ-31 (Meâlleri Kıyasla): Uşdud bihî ezrî.
Onunla, gücümü artır (beni güçlendir).
وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي ﴿٣٢﴾
20/TÂHÂ-32 (Meâlleri Kıyasla): Ve eşrikhu fî emrî.
Ve onu, işimde bana ortak kıl.
كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا ﴿٣٣﴾
20/TÂHÂ-33 (Meâlleri Kıyasla): Key nusebbihake kesîrâ(kesîren).
Seni, çok tesbih etmemiz için.
وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا ﴿٣٤﴾
20/TÂHÂ-34 (Meâlleri Kıyasla): Ve nezkureke kesîrâ(kesîren).
Ve Seni, çok zikredelim.
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا ﴿٣٥﴾
20/TÂHÂ-35 (Meâlleri Kıyasla): İnneke kunte binâ basîrâ(basîren).
Muhakkak ki Sen, bizi görensin.
قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسَى ﴿٣٦﴾
20/TÂHÂ-36 (Meâlleri Kıyasla): Kâle kad ûtîte su’leke yâ mûsâ.
(Allahû Tealâ): “Ey Musa! Sana istediğin verilmiştir.” dedi.
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى ﴿٣٧﴾
20/TÂHÂ-37 (Meâlleri Kıyasla): Ve lekad menennâ aleyke merraten uhrâ.
Ve andolsun ki seni, bir kere daha ni’metlendirdik (ni’metlendirmiştik).
إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى ﴿٣٨﴾
20/TÂHÂ-38 (Meâlleri Kıyasla): İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.
Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik.
أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّي وَعَدُوٌّ لَّهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي ﴿٣٩﴾
20/TÂHÂ-39 (Meâlleri Kıyasla): Enıkzifîhi fît tâbûti fakzifîhi fîl yemmi felyulkıhil yemmu bis sâhıli ye’huzhu aduvvun lî ve aduvvun lehu, ve elkaytu aleyke mehabbeten minnî ve li tusnea alâ aynî.
(Onu sandığa koymasını, sonra onu denize (Nil Nehri’ne) bırakmasını (vahyetmiştik). Böylece deniz, onu sahile atsın, Benim ve onun düşmanı, onu alsın. Ve gözümün önünde (korumam altında) yetiştirilmen için sana, Kendimden muhabbet (sevgi) verdim.
إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَن يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُم