NİSA-67 ayeti için tüm Türkçe Kuran Meallerini Kıyasla

MÜJDE!

KuranMeali.org Desktop

Kuran Meallerini Kıyasla Masaüstü 4.0 Çıktı!

KuranMeali.org websitesinin offline versiyonu olan 40 Kur'ân Meâli mukayeseli v3.0 ve v4.0 versiyonları çıktı. Yeni program ziyaretçi analizlerimiz göz önünde bulundurularak, iki sürüm olarak hazırlandı.

NİSA-67 ayeti için tüm Türkçe Kuran Meallerini Kıyasla

NİSA-67 için 40 meâl bulundu. Ümit Şimşek (4/NİSÂ-67: o zaman biz onlara katımızdan pek büyük bir ödül verirdik.) / Yaşar Nuri Öztürk (4/NİSÂ-67: O takdirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik.)
Sureler
Ayetler
وَإِذاً لَّآتَيْنَاهُم مِّن لَّدُنَّا أَجْراً عَظِيمًا ﴿٦٧﴾

Ve izen le âteynâhum min ledunnâ ecran azîmâ(azîmen).

1.ve izen: ve o zaman, ...olunca, ...olsaydı
2.le âteynâ-hum: elbette, mutlaka onlara verdik
3.min ledun-nâ: katımızdan
4.ecran: ecir, karşılık, mükâfat
5.azîmen: azim, büyük

İmam İskender Ali Mihr: Ve o zaman Biz onlara, mutlaka katımızdan “büyük ecir” verirdik.
Diyanet İşleri: O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
Abdul Metin Saruhan: O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükafat verirdik.

HİDAYETİ GİZLEYENLER RAPORLARI

Hidayet; insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaşmasıdır. Hidayet, İslâm'ın en önemli kavramıdır. Çünkü bir insan ancak Allah'a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ'nın cennetine girmeye hak kazanabilir. Hidayeti gizleyenler, Kur'ân'ın aslında olan "O'na ulaşır", "Allah'a ulaşmak" gibi ifadeleri meâllerinde değiştirerek Allah'a ulaşmayı gizleyen kişilerdir.

BAKARA-120 için Hidayeti Gizleyenler Raporu

Bakara Suresinin 120. âyetinin kelime kelime anlamı: inne : muhakkak hudâllâhi (hudâ allâhi) : Allah'a ulaşmak huve : o el hudâ : hidayettir 2. raporumuz olan Fetih Suresinin 20. âyetinde hatırlars...
Raporun devamı...
Abdulbaki Gölpınarlı: Biz de o vakit, onları, katımızdan büyük bir mükâfatla mükâfatlandırırdık.
Abdullah Parlıyan: Bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir mükafat verirdik.
Adem Uğur: O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.
Ahmed Hulusi: O takdirde onlara elbette ki ledünnümüzden çok büyük mükâfat verirdik.
Ahmet Tekin: O zaman, nezdimizden onlara büyük mükâfat verirdik.
Ahmet Varol: O durumda onlara katımızdan büyük bir ecir verirdik.
Ali Bulaç: Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
Ali Fikri Yavuz: Elbette o zaman, kendilerine, tarafımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
Ali Ünal: O zaman hiç kuşkusuz kendilerine katımızdan pek büyük bir mükâfat da verirdik.
Bayraktar Bayraklı: Bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir ödül verirdik.
Bekir Sadak: (67-68) O zaman onlara kendi katimizdan buyuk bir ecir verir ve onlari dogru yola eristirirdik.
Celal Yıldırım: (67-68) Ve o zaman biz de kendi katımızdan onlara büyük bir mükâfat verir ve kendilerini elbette doğru bir yola eriştirirdik.
Cemal Külünkoğlu: O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
Diyanet İşleri (eski): (67-68) O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.
Diyanet Vakfi: O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.
Edip Yüksel: Kendilerine katımızdan büyük bir ödül verirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır: Elbette o zaman kendilerine ledünnümüzden pek büyük bir ecir de verirdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş): Elbette o zaman kendilerine tarafımızdan pek büyük bir mükafat da verirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdik.
Gültekin Onan: Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
Harun Yıldırım: O zaman andolsun ki kendilerine tarafımızdan çok büyük bir mükafat verirdik.
Hasan Basri Çantay: Ve o zaman biz de onlara tarafımızdan pek büyük bir mükâfat verirdik.
Hayrat Neşriyat: O zaman elbette onlara, tarafımızdan (pek) büyük bir mükâfât da verirdik.
İbni Kesir: O takdirde onlara katımızdan büyük bir mükafat verirdik.
İlyas Yorulmaz: O zaman bizde katımızdan onlara daha büyük mükafatlar verirdik.
Kadri Çelik: O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verirdik.
Muhammed Esed: bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir mükafat verirdik
Mustafa İslamoğlu: O zaman Biz de onlara, katımızdan muhteşem bir ödül verirdik.
Ömer Nasuhi Bilmen: Ve o zaman elbette onlara tarafımızdan pek büyük bir mükâfaat da verirdik.
Ömer Öngüt: O zaman elbette onlara tarafımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
Şaban Piriş: Biz de o zaman yanımızdan büyük bir mükafat verirdik.
Sadık Türkmen: O zaman kendilerine, elbette katımızdan büyük bir ödül verirdik.
Seyyid Kutub: O zaman onlara tarafımızdan büyük bir mükäfat verirdik.
Suat Yıldırım: Ve o takdirde biz de onlara tarafımızdan pek büyük mükâfat verirdik.
Süleyman Ateş: O zaman kendilerine katımızdan büyük mükâfât verirdik.
Tefhim-ul Kuran: Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
Ümit Şimşek: o zaman biz onlara katımızdan pek büyük bir ödül verirdik.
Yaşar Nuri Öztürk: O takdirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik.

quran-menu
NİSÂ Suresi (Mealleri Kıyasla)
1 ,2 ,3 ,4 ,5 ,6 ,7 ,8 ,9 ,10 ,11 ,12 ,13 ,14 ,15 ,16 ,17 ,18 ,19 ,20 ,21 ,22 ,23 ,24 ,25 ,26 ,27 ,28 ,29 ,30 ,31 ,32 ,33 ,34 ,35 ,36 ,37 ,38 ,39 ,40 ,41 ,42 ,43 ,44 ,45 ,46 ,47 ,48 ,49 ,50 ,51 ,52 ,53 ,54 ,55 ,56 ,57 ,58 ,59 ,60 ,61 ,62 ,63 ,64 ,65 ,